https://flask-app12337.herokuapp.com/
 
 

Brain Dynamics Lab @MEF

  • Gülsüm Yıldırım

Erken Yaşam Deneyimlerimizin Kalıcı Etkileri: Davranışın Moleküler Temelleri

Davranışlarımızın oluşmasında ve sergilenmesinde rol oynayan moleküler yapı taşları günümüzde hala anlaşılmaya çalışılmaktadır. Özellikle genetik alanında yapılan çalışmalar, hafıza ve stres gibi davranışların/mekanizmaların oluşum sürecine ışık tutuyor. Özellikle bu mekanizmaların dışavurumunda etkili çevresel faktörlerin varlığının anlaşılması, davranışın nöral düzeyinin incelenmesine başka bir boyut kazandırıyor. Epigenetik ise davranışın oluşum sürecini belirli nöral ve moleküler parametrelerle anlamayı sağlayan tekniklerden biri. Biyolojik sistemde belirli değişikliklerler yaparak bireyler arası farklılıklara yol açan etmenlerden biri erken dönem sosyal deneyimleridir. Bunlara alınan bakım ve bakım verenin mental sağlığı örnek olarak verilebilir. Tüm bu deneyimler bireyin henüz gelişmekte olan sinir sistemi üzerinde kalıcı değişikliğe yol açar. Erken dönemde maruz kalınan çevresel uyaranlar yaşamın ilerki yıllarında davranışı nasıl şekillendirir? Değişmiş biyolojik yapı her zaman ortaya farklılaşmış bir davranış ortaya çıkarır mı, veya bu biyolojik yapı nasıl, hangi mekanizmayla değişir? Epigenetiğin en önemli ve anlaşılmış mekanizmalarından biri olan DNA metilasyonu ise tam da bu etkiyi açıklar.

DNA metilasyonu, kısaca DNA’a bir metil grubunun eklenmesiyle gerçekleşir. İnsanlarda daha çok sitozin metilasyonu (mC) gerçekleşir. Belli tür metilasyonlar ise (non-CpG) nöral dokuda modifikasyona yol açar ve gelişim sürecinde ise artar.

Örneğin yapılan bir çalışmada (McGowan ve ark., 2009) çocuk istismarının, intihar eden yetişkinlerin hipokampal dokusunda yüksek sitozin metilasyonu ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu noktada hipokampal yapıya bakılması tesadüf değildir. İzlenen yöntem, kortizol-hipokampus arasındaki bilinen ilişkiden kaynaklıdır.

Bir başka örnek ise durumsal bir etmene bağlıdır. Hollanda kıtlığı olarak bilinen 2. Dünya Savaşı sonları yaşanan kıtlık döneminde, bu süreçte henüz anne karnında olan yetişkinlerden alınan kan örneklerinde de benzer etki görülmüştür. Bu bireyler yaşamlarının ilerki dönemlerinde düşük mental ve metabolik sağlığa sahiptirler. Ayrıca erken yaşamdaki stresli deneyimlerin çıktılarının, yetişkinlik sürecinde somut olarak görülebileceği kesin değildir. Belirli kalıcı biyolojik değişiklikler yaratsa da alınan kan ölçümlerinin dışında bu kişilerden alınan envanterler oldukça önemlidir.

Bir diğer çalışmada ise hipokampal nöronlardaki glukokortikoid’e (stres durumunda salgılanan steroid hormonu) maruz kalma zamanına dikkat ediliyor. Yani nöral hücrelerde belirli etkiye bağlı olarak farklılaşma olduktan önce veya sonra mC’de buna bağlı artış ve azalmalar gözlemleniyor. Bu etkinin, maruz kalınan glukokortikoid zamanı ile ilgili olması gen-çevre etkileşimi ile ilgili güçlü bilgiler sunuyor.

Aristizabal, M.J., Anreiter, I. ve Halldorsdottir, T. (2019). Biological embedding of experience: A primer on epigenetics. Proceedings of The National Academy of Sciences of the United States of America 117(38), 23261-23269. https://doi.org/10.1073/pnas.1820838116

Wiedenmayer, C. P., Bansal, R. Ve Anderson, G. M. (2006). Cortisol levels and hippocampus volumes in healthy preadolescent children. Biological psychiatry, 60(8), 856–861. https://doi.org/ 10.1016/j.biopsych.2006.02.011

23 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör