Brain Dynamics Lab @MEF

  • Büşra Temur

Dokunuşun Nörobiyolojisi: Beynimiz Romantik Yakınlığı Nasıl Kodlar?

İnsanlar hayatta kalabilmek ve nesillerini devam ettirebilmek için diğer insanlara da ihtiyaç duyan sosyal canlılardır. Birçok canlının aksine insanlar nesillerini devam ettirmek için tek eşliliği tercih eder. Tek eşlilik sayesinde dünyaya gelecek yavrunun daha sağlık bir ortamda büyümesi hedeflenir. Karşı cinsle kurulan bu bağın devam etmesi, doğan çocuğun hayatta kalabilmesi için hayati önem taşımaktadır. Peki, karşı cinsle kurulan bağın sağlıklı bir şekilde devam etmesi neye bağlıdır? Araştırmacılara göre, partnerler arasında düzenli fiziksel temasın, ilişkinin güçlenmesini ve çiftlerin kaygı düzeylerinin azalmasını sağladığını ayrıca partnerlerin yeni bir partner arayışına girmesini engelleyerek ilişkinin devamına katkıda bulunduğunu belirttiler. Fiziksel temaslardan dokunuş ise çiftler tarafından en yaygın kullanılan türdür. Peki, insan beyni partnerlerinin dokunuşlarını nasıl kodlar, romantik dokunuş süresinde beyinde neler olur? Bu yazıda, romantik dokunuşun beyinde nasıl işlendiği ve fiziksel dokunuş süresince beyinde neler olduğuna değinilmiştir.


Kreuder ve arkadaşları (2017) tarafından yapılan bu araştırmada, araştırmacılar romantik dokunuşun davranışsal ve nöral ilişkilerini incelediler. Araştırmacılar, romantik dokunuşun değerlendirilmesi ve ilişkinin devamı için oksitosin hormonun önemli rolü olduğunu belirttiler. Oksitosin hormonu, ayrıca aşk hormonu olarak da bilinen bir nörohormon olup hipotalamusta üretilmektedir. Bu hormonun, yeni bir ilişkiye başlayan çiftlerde hızlıca arttığı da bilinmektedir. Ayrıca bu hormon, yeni doğum yapan annelerde de yüksek düzeydedir. Oksitosin hormonun bu rollerini değerlendirildiğinde, romantik dokunuş sırasında da fazlaca salgılanacağını düşünen Kreuder ve arkadaşları, araştırmalarında bu hormonun dokunuşun değerlendirilmesinde moderatör rolüne sahip olacağını varsaydılar.


Kreuder ve arkadaşlarının çalışmalarına romantik ilişki içerisinde olan 96 çift katılmıştır. Araştırmacılar bu çalışmada, katılımcıları iki ayrı gruba ayırmıştır: deney grubu ve plasebo grubu. Deney grubundaki katılımcılara içerisinde oksitosin bulunan 24 ml burun spreyi verildi. Plasebo grubundaki katılımcılara ise 24 mllik içerisinde oksitosin bulunmayan başka bir burun spreyi verildi. Katılımcılardan fMRI düzeneğine katılmadan önce spreyleri burun deliklerine altışar defa sıkmaları istendi. Ayrıca, araştırmacılar, katılımcılardan burun spreyini sıkmadan önce ve deneyi tamamladıktan sonra olmak üzere iki kere salya örneği topladı.


Katılımcılar fMRI cihazına girmeden önce, araştırmacılar katılımcılara deney sırasında iki ayrı durumla karşılaşacaklarını söylediler. Bu durumlar dokunma durumu ve yakınlık durumuydu. Dokunma durumunda, katılımcılara, onlar fMRI düzeneğinde ekrana yansıtılan görüntüyü izlerken partnerleri ya da yabancı birisinin 4 saniye süresince dizlerinden ayak bileklerine kadar dokunacağı bildirildi. Ayrıca, katılımcılara ekrana yansıtılan görüntünün onlara dokunan kişi olacağı da söylendi. Yakınlık durumunda ise katılımcıların partnerlerinin ya da yabancı bir kişinin fMRI cihazında olan katılımcıların yakınında duracaktı. Bu araştırmadaki en önemli nokta, her ne kadar katılımcılara partnerleri ya da yabancı biri dokunacak demişlerse de her iki durumda da bir araştırmacı katılımcılara dokundu. Ayrıca, katılımcıların partnerlerini tanıma ihtimallerine karşı araştırmacı pamuktan bir eldiven giyerek katılımcılara dokundu. Dokunma süresinin 4 saniye olarak belirlenmesinin nedeni, insanlara hoş gelen dokunuşların 1-10 saniye arasında olduğunda katılımcıların dokunuştan daha çok hoşlandığının çeşitli çalışmalarda bulunmasıdır. Dahası, hoş bir his veren dokunuşun miyelinlenmemiş ve yavaş iletim yapan C sinir lifi tarafından taşındığı ve bu sinir lifi yavaş iletim yaptığı için de dokunuştan alınan zevkin daha uzun sürdüğü düşünülmektedir. Her dokunuş denemesinden sonra katılımcılara bu dokunuştan ne kadar zevk aldıkları da soruldu. Katılımcılar cevaplarını -10 (hiç hoşlanmadım) ve +10 (çok hoşlandım) olarak fMRI cihazındayken buton yardımıyla belirttiler.


Araştırmanın sonucuna göre katılımcılar partnerleri tarafından dokunulduklarını düşündüklerinde beyinlerinin ön singlat korteks (bkz; anterior cingulate cortex; ACC) ve nucleus accumbens (bkz; nACC) adlı yapılarda oksitosin hormonunda anlamlı derecede artış olduğunu ancak katılımcılar bir yabancı tarafından dokunulduklarını düşündükleri durumda bu artışın gözlemlenmediğini buldular. Ayrıca, yakınlık durumda da katılımcıların oksitosin seviyesinde anlamlı bir artış gözlemlenmedi. Dahası, plasebo grubunda olan katılımcıların da partnerleri tarafından dokunulduklarını düşündüklerinde durumda anlamlı düzeyde oksitosin salgıladıkları belirtildi. Katılımcılar ayrıca partnerleri tarafından dokunuldukların çok daha fazla hoşnut olduklarını da belirttiler.

Ön singulat korteks (ACC), çeşitli bilişsel faaliyetlerde yer alan ön beyin bölgelerindendir. Ön singuat korteksin özelikle romantik ilişkilerde aktif olduğu çeşitli çalışmalarda gözlemlenmiştir. Zeki (2007) tarafından yapılan bir çalışmada, katılımcılar partnerlerinin yüzlerini gördüklerinde bu bölgenin aktif olduğunu ancak katılımcılar çocuklarını gördüklerinde aktif olmadığını buldular ve bu yüzden bu bölgenin romantik aşkla alakalı önemli bir bölge olduğunu belirttiler.


Nucleus Accumbens adlı yapı ise beyin ödül sisteminde yer alan bir yapıdır. Daha önceki çalışmalarda, yeni sevgili olmuş çiftlerde bu yapının aktivitesinin çok fazla olduğunu göstermiştir. Bu bölge, insanların bir şeylerden haz alması için önemlidir ve mesolimbik dopamin yolağında yer almaktadır. Dopamin nörotransmitteri birçok fonksiyonda yer almaktadır ve en önemlilerinden biri ödül hissidir. Bu yapı, katılımcılar partnerleri tarafından dokunulduklarını düşündüklerinde daha fazla aktif olmuştur. Araştırmacılar bu durumun nedeni olarak oksitosin hormonun nucleus accumbens yapısını uyararak daha fazla dopamin salgılamasına neden olduğunu belirttiler. Bir başka deyişle, insanlar sevdikleri dokunduğunda bunu bir ödül olarak algılarlar. Ayrıca, araştırmacıar oksitosin sayesinde ortaya çıkan bu artışın katılımcıların eşlerini ve ilişkilerini daha güzel yorumlamalarını sağladığını ve yeni bir partner arayışına girmeyi engelleyip katılımcıların tek eşli olarak hayatlarını sürdürmelerine katkı sağladığını belirttiler. Dahası, yabancıların dokunuşlarında daha az salgılanan oksitosin sayesinde insanlar sadece kendi partnerlerini daha çekici yorumlamaktadır. Bu durum da eşlerine bağlılıklarına büyük katkı sağlamaktadır.



Görsel Kaynakça

Kreuder, A., Scheele D.,Wassermann, L., Wollseifer, M.,Stoffel-Wagner, B., Lee, M. R.,

Hennig, J., Maier, W., & Hurlemann, R. (2017). How the Brain Codes Intimacy: The

Neurobiological Substrates of Romantic Touch. [djjital görsel]. Alıntıdır.


Kaynakça

Kreuder, A., Scheele D.,Wassermann, L., Wollseifer, M.,Stoffel-Wagner, B., Lee, M. R.,

Hennig, J., Maier, W., & Hurlemann, R. (2017). How the Brain Codes Intimacy: The

Neurobiological Substrates of Romantic Touch. Human Brain Mapping, 38


Zeki S. (2007). The neurobiology of love. FEBS letters, 581(14), 2575–2579.

https://doi.org/10.1016/j.febslet.2007.03.094

88 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

NEURALINK