Brain Dynamics Lab @MEF

  • Asude Uçal

Şizofreni Tanısı ve Damgalanma

Şizofreni. Bu gibi bazı kelimeler sözlük anlamlarından daha fazlasını içlerinde barındırırlar. Literatürde “Kişide, gerçeklerle olan ilişkilerin büyük ölçüde azalması, düşünce, duygu ve davranışlarda önemli bozulmaların ortaya çıkması gibi belirtiler gösteren bir ruh hastalığı” şeklinde tanımlanan bu hastalık, ne üzücüdür ki aynı zamanda “tehlikeli”, “tahmin edilemez” ve hatta “deli” gibi damgalayıcı sıfatlarla da tanımlanır.

Şizofreninin kesin bir nedenini saptamak tam olarak mümkün olmasa da yapılan çalışmalar şizofreni tanısı almış bireylerin özellikle beyin anatomilerinde ve biyokimyalarında farklılıklar olduğu yönünde. 20. yüzyılın ortalarında antipsikotik ilaçların keşfi ile bu ilaçların dopaminerjik sistemi etkilediği düşünülmüş, böylece şizofreni tanısı almış bireylerde gözlemlenen semptomları (bkz; pozitif, negatif, dezorganize) açıklamak adına nörotransmitterler arasındaki iletişim araştırılmıştır. “Dopamin hipotezi” de bu araştırmalarda en öne çıkan tez olmuştur. Şizofreni tanısı almış bireyin beyninin belirli bölgelerinde dopaminin fazla bulunduğu, bu durumun psikozu tetiklediği ve kişinin semptomlarının da bir nedeni olduğu düşünülmüştür. Şizofreninin nedenini anlayabilmek adına yapılan başka bir araştırmada ise bilgisayarlı beyin tomografisi ve manyetik rezonans kullanılarak katılımcıların beyindeki yan ventrikülleri (beyin omurilik sıvısı ile dolu bir grup yapı) incelenmiş ve şizofreni tanısı almış bireylerde bu yapının kontrol grubuna göre daha geniş olduğu gözlemlenmiştir. Farklı bir çalışma da tek yumurta ikizlerini araştırmaya katarak şizofreni tanısı almış bireyleri tanı almamış ikizleri ile karşılaştırmış ve şizofreni tanılı bireylerin beyindeki ventriküllerinin daha geniş olduğunu gözlemleyerek bir önceki araştırmayı destekleyecek nitelikte bulgulara ulaşmıştır.


Şizofreni tanısı almış bir bireyin beynindeki ventrikül boyutu ile tanı almamış bir bireyin beynindeki ventrikül boyutunun görüntülemesi.


Şizofrenide bu biyolojik yatkınlıkların yanı sıra erken yaşam tecrübelerinin de çok büyük rol oynadığı gözlemlenmiştir. Örneğin, doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması durumunda beyinde limbik sistem, serebral korteks, bazal ganglion bölgelerinin etkilendiği görülmekte, aynı bölgelerin şizofrenide de etkilenmiş olduğu düşünülmektedir. Beyindeki bu bölgelerin oksijensiz kalmaya en duyarlı bölgeler olduğu da göz önünde alındığında doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalmasının da şizofreni riskini artırdığı düşünülmüştür.


Biz psikoloji öğrencileri, psikologlar, psikiyatrlar, sinirbilimciler, doktorlar bu bilgileri öğrendik, ezberledik. Peki anladık mı? Hastalığı adlandıracak otoritenin ağzından çıkacak bir “şizofreni” tanısının, hastanın reçetesine yazılacak bir kelimenin kişinin hayatına getirdiği damganın farkında mıyız?


İnsanlığın başlangıcından beri “bizden farklı olanı kabullenmekte zorlanırız” gerçeği maalesef hala revaçta olan bir durum. Cüzzam hastalığı, zamanında tanrının insana verdiği bir “kötülük” olarak adlandırılmış. Frengi, hastaların toplum tarafından lanetlenmesine yol açmış. Tüberküloz, toplumsal sınıf belirten bir hastalıkmış. Kanser, önyargı ve ayrımcılık getirmiş. AIDS, yalnızca homoseksüel bireylere ait bir hastalık olarak biliniyormuş, “Allah’ın günahkarlara verdiği bir ceza” söylemlerini getirmiş. Bu gibi hastalıklara sahip olan bireyler toplum tarafından yıllar süren bir damgalamanın hedef tahtası durumuna düşmüşlerdir.


Bu ve bu gibi damgalama örneklerinin nedenleri, “Psikiyatrik Hastalıklar ve Damgalama” makalesinde dört ayrı terim altında incelenmiştir.


1. Stereotipiler: Toplumun söz konusu hastalık üzerinde vardığı ortak varsanıyı temsil eder. Örneğin bir şizofreni hastası için bu “tahmin edilemez”, “tehlikeli”, “saldırgan” sıfatları altında olabilir.


2. Önyargılar: Stereotipileri destekleyen duygu durumlarını temsil eder. Bir şizofreni hastasına karşı oluşturulan önyargı genellikle korku ve endişe kökenli olabilir.


3. Ayrımcılık: Hissedilen duyguların fiziksel aksiyona dökülmesini temsil eder. Şayet bir şizofreni hastasına karşı tecrübe edilen duygu “korku” gibi negatif yönlü ise meydana gelecek fiziksel aksiyon hasta kişiye karşı ayrımcılık, dışlama ve damgalama olabilir.


4. Tutum: Kişinin şekillendiği toplum ve kültüre göre değişebilen bakış açılarını temsil eder. Bir şizofreni hastasına karşı oluşturulan bakış açısının negatif olması bu kişilere olan tutumun da negatif olmasını beraberinde getirebilir.


Toplumun ruh hastalıklarına bakış açısı genel olarak olumsuzdur. Araştırmalara göre, toplumun bu hastalıklara yönelik bakış açısı ruhsal hastalıkların gerçek bir hastalık olmadığı, bu hastaların kurumlarda kilitli tutulmaları gerektiği, hiçbir zaman gerçek bir iyileşme sağlayamayacakları ve bu hastalığın kişilerin kendi hataları nedeniyle ortaya çıktığı üzerinedir. Kişinin aldığı tanı sonrasında yaşadığı muamele bunlarla sınırlı değildir. Bir şizofreni hastasının özellikle aldığı tanıdan sonra sosyal çevresinden göreceği muamele hasta kişi için hayati önem taşımaktadır. Şizofreni tanılı kişinin toplum tarafından yetersiz ve/veya tehlikeli gibi sıfatlarla nitelendirilmesi, kişinin iyileşme sürecine damga vurduğu gibi benliğine de damga vurup kişinin de kendini bu sıfatlarla damgalamasına yol açabilir (bkz; self-stigmatization).


Günlük hayatta kullanılan “Delidir ne yapsa yeridir” veya “Bakırköylük olmak” şeklindeki cümlelerin yarattığı negatif bakış açısını idrak etmemiz, tutumlarımızın karşıdakine verdiği zararın bilincinde olmamız, karşımızdaki bireyi hastalığı ile tanımlamaya devam ettiğimiz takdirde bu bireyi daha az istenir durumuna getirip, değersizleştirdiğimizin farkında olmamız gerekmektedir. Biz ve onlar ayrımının şizofreni tanılı kişi üzerinde yarattığı yıkımı en hafife indirmek topluma dahil olan her bireyin kendi sorumluluğundadır.


Şimdi okuyacağınız “Damgalanma Üzerine” adlı yazı, İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesinde bulunan şizofreni tanılı bir bireye aittir. İsmini kullanmama şartı ile yazısını aktarmama izin verdiği için kendisine tekrardan teşekkürlerimi sunuyorum.


DAMGALANMA ÜZERİNE


Hayat canlılar için olağan temposunda sürerken insan hatalarının oluşturduğu psikiyatrik sorunlarda yaşam temposunda varlığını sürdürmekte…

Hiç kimse deli damgası ile yaşamak istemez. Maalesef ruhsal hayatın getirileri içinde bireysel psikiyatrik bozuklukları insani yaşam potansiyelinde etkili olmakta… Akli denge bozuklukları hayatın bir çok alanında kişilere sağlık problemleri olarak yansımakta ve tedavi imkanlarının araştırılmasına yöneltmektedir.


Bir “Şizofreni” hastası tedavi için bir sağlık kuruluşuna başvurduğunda önce hastalığının teşhisini öğrendiği zaman nedenli zorluklar yaşadığını ve eğer tedaviye başvurmazsa hastalığının ciddi boyutlara ulaşarak daha büyük sorunlar yaşayabileceğini anlayabilmektedir. Tedavi süresi boyunca gerek ailesi ile gerek çevresi ile olan ilişkilerini olumlu sürdürebilmesi, ona moral yapısı olarak hastalığını aşabilmesi konusunda rehber olabilmektedir. Şizofreni hastasının tedaviye başlarken doktoruna karşı sürdürmek istediği samimiyeti ve kendisine verilen ilaçları düzgün kullanması hastalık konusunda onu güçlendirmektedir.


Toplumda şizofreni tanısı ile yaşayan bir kişiyi gözlemlerken çevresinin ona karşı olan tutum ve davranışlarının çok önemli olabileceği de görülebilmektedir. Toplu taşıma araçlarında bulunurken ya da cadde kaldırımlarında yürürken diğer bir kişi tarafından söylenen bir argo küfür ya da sözlü sataşma ciddi bir moral çöküntüsü yaşatabilmektedir. Kişi topluma karşı içten ve samimi tutumunu geri çekebilmektedir. Toplumu oluşturan insanlar daha da ileri gidip bir şizofreni hastasına karşı hakaret oluşturan girişimler yaptığında hasta kişinin damgalanmış ve ötekileşmiş olarak toplumun dışına itildiği acı bir gerçektir. Bu tür sorunları engellemek için Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinden biri olan BRSHH Bakırköy Gündüz Hastanesinde her gün öğle toplantıları ve haftada bir kere eğlence aktiviteleri düzenlenmektedir. Ayrıca resim, seramik, uğraş ve bilgisayar atölyelerinde üyelerin el becerilerini geliştirmeleri sağlanmakta spor salonunda ise spor öğretmenleri eşliğinde spor yaparak enerjik bir bedene sahip olmaları sağlanmaktadır. Psikiyatrik bütün tanılarda damgalama kişileri toplum dışına itmeden gerek yazılı gerekse basında toplum gerekli bilgilendirilmeyle donatılması için seminerler, toplantılar düzenlenmesi gerekmektedir.


“DAMGALANMA” kötü sonun başlangıcı olmadan toplumsal bilgilendirme ve tedavide samimiyetle ben bu sorunun aşılabileceğine inanıyorum.



Bakırköy Toplum Ruh Sağlığı Merkezindeki sağlık ekibine izin ve destekleri için en içten teşekkürlerimi sunarım.


KAYNAKÇA


Avcil, C., Bulut, H., & Sayar, G. H. (2016). Psikiyatrik Hastalıklar ve Damgalama. Üsküdar

Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 2(2), 175-202.


Güleç, C., & Köroğlu, E. (Eds.). (1997). Psikiyatri Temel Kitabı. Hekimler Yayın Birliği.


Nöropsikiyatri İstanbul Beyin Hastanesi. (n.d.). Şizofreni.

https://npistanbul.com/eriskin-psikiyatri/sizofreni


Perez-Costas, E., Melendez-Ferro, M., & Roberts, R. C. (2010). Basal ganglia pathology in

schizophrenia: dopamine connections and anomalies. Journal of Neurochemistry. 113(2), 287-302. doi:10.1111/j.1471-4159.2010.06604.x



GÖRSEL KAYNAKÇA


Bosch, P. (2005). Cognition, Schizophrenia, and Acupuncture: Evidence from fMRI. [Dijital görsel]. Alıntıdır.

184 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör